
Anne babaların fark etmeden yaptığı davranışlar, çocukların kimliğini nasıl etkiliyor?
Eğitim Bilimci Kamil Vüsal Paşayev: “Bir çocuğun kimlik ve karakterini oluşturduğumuz şartlar belirler.”
“Sizce bugün Mimar Sinan yaşasaydı ne yapıyor olurdu?
Büyük olasılıkla sanatını icra etmek yerine KPSS’ye hazırlanıyor olurdu.
Oysaki o, bizlere 375’ten fazla şaheser miras bırakmıştır. Hem de sınavsız ve puansız…”
Ebeveyn-çocuk ilişkisi üzerine pedagojik ve akademik çalışmalar yapan ve sıklıkla karşılaştığı sorunları ele alan Eğitim Bilimci Kamil Vüsal Paşayev şöyle diyor:
“Bugün her üç çocuktan ikisinde dikkat eksikliği, odaklanma sorunu, özgüvensizlik, kendini değersiz hissetme ve internet bağımlılığı görülmektedir.
Ebeveynlerimse çocukların okula gitmek istememelerinden, derslerine çalışmamalarından, ödevlerini yapmamalarından, söz dinlememelerinden, evde hiçbir işe yardım etmemelerinden şikâyetçi ve mustariptir.
Eğer yukarıda saydığım bu sorunlar sizin de gündeminizde varsa o zaman bu yazım tam da size göre.
Hem sorunlarımızın kaynağını hem de onların çözümünü konuşalım o vakit.
Ne demiştik; bir sorunu çözmek istiyorsak önce kaynağını bulmalıyız.”
Şimdi üç ana başlık altında sorunlarımızı irdeleyelim:
Psikolojide “Taklit Etme Sendromu” adında bir terim vardır. Şöyle izah eder:
“Bir birey, edindiği bütün olumlu ve olumsuz davranışları taklit etme yolu ile anne ve babadan alır.
Yetiştirme şekli bu sürecin en önemli parçasını oluşturur.”
Sorumluluk bilincinden uzak tutulan çocuklar; okula gitmekten, ödev yapmaktan kaçar; söz dinlemez, saygı duymaz, sorumluluk almazlar.
Pedagog Adem Güneş:
“Yaşı gereği çocuğun yapabileceği işleri anne babanın yapması, çocukla ilgilenmek değil, çocuğun yeteneklerini köreltmektir.”
Şimdi bakalım bu sorunları neler tetikliyor:
Anne baba arasındaki tutarsızlıklar: Anne bir şeyi onaylarken babanın bunu reddetmesi.
Tavizkâr tutumlu aile modeli: Çocuğun her isteğini onaylamak veya olumsuz davranışlarını görmezden gelmek.
Otoriter-baskıcı tutumlu aile modeli: Çocuğu kurallarla yönetmek, cezalarla terbiye etmeye çalışmak.
Aşırıya kaçan acımasız cezalar: Suça eğilim sağlayan ve öfke patlaması yaşayan bir kişilik oluşturur.
Ödüller: Yaptığı her işin karşılığında iyilik bekleyen, çıkarcı bir kişilik oluşturabilir.
Şartlandırmalar:
“Ödevini yaparsan oyun oynayabilirsin” veya “Ödevini yapmazsan oyun yok” gibi...
Şartlandırma tehlikelidir. Bunun yerine seçenek sunmak veya öncelik sıralamak daha etkilidir.
Örneğin:
“Ödevini yaptıktan sonra oyun oynayabilirsin.”
“Karar ver, sabah erken kalkmak için saat onda mı yoksa on birde mi uyumak istersin?”
Yasaklamalar: Unutmayalım, yasaklanan her şey insanoğluna cazip gelir. Yasak yerine kısıtlama tercih edilmelidir.
Bana sorarsanız öğretmenlik, yalnızca tahtada 40 dakika ders anlatmak değildir. Öğrencinin hayatına dokunan, kafasında küçük bir pencere açan ve ona ilham kaynağı olan bireyler, öğretmenlik görevini hakkıyla yapıyordur.
Bir çocuğun okula gitmek istememesinin üç ana nedeni olabilir:
a) Evde sorumsuz büyütülmüş çocuklar:
Her isteği onaylanan çocuklar, disiplinli bir ortama geçişte zorlanabilir.
Bu noktada sınıf öğretmeninin teşvik edici ve destekleyici tutumu çok önemlidir.
b) Aşırı ödev ve rencide edici cezalar:
Öğretmenler tarafından verilen yoğun ödevler ve küçük hatalar için sınıf önünde azarlanmak, çocuğu okuldan soğutur.
Unutmayalım:
“Bir çocuğa bir dersi sevdiren de, nefret ettiren de öğretmendir.”
c) Akran zorbalığı:
Tamamen ortadan kaldırılamaz; fakat farkındalık sağlayan çalışmalar ile yumuşatılabilir.
Çevre faktöründen kastım: arkadaş ortamı.
“Arkadaş bir merdiven gibidir. O merdivenle kuyuya inmek de, kuyudan çıkmak da mümkündür.”
Bu yüzden çocuklarımızın kimlerle arkadaşlık ettiğini bilmek ve onları sağlıklı seçimler konusunda bilgilendirmek önemlidir.
Dr. Bahar Eriş:
“Her çocuk kendi hızında ilerler, lütfen arkadan itmeyiniz.”
Eğitim sistemi gelişmiş toplumlarda, çocukların güçlü yönleri keşfedilir ve bu alanlarda desteklenir.
Bizde ise, çocuğun eksik yönleri odak noktası olur.
Örneğin:
Eğitimde gelişmiş bir ülkede bir çocuk futbolu iyi oynuyorsa, ailesi onu bir futbol akademisine yönlendirir.
Bizdeyse, matematiği zayıfsa etüt aranır.
Lütfen çocuklarımızın ilgi alanlarını fark edelim, onları bu alanlarda destekleyelim.
Her çocuk özeldir. Bizim onlara sunduğumuz çevre, tutum ve iletişim şeklimiz, onların karakterini şekillendirir.
“Bir çocuk doğarken seri katil ya da cerrah olmayı seçmez.
Bir çocuğun kimlik ve karakterini oluşturduğumuz şartlar belirler.”
Çağımızın Edison’u, Beethoven’ı, Mimar Sinan’ı ya da Victor Hugo’su belki de sizin evinizde yaşıyor olabilir.
Fark edin. Destek olun. Yanında olun.
📩 İletişim:
info@kisiselgelisimplatformu.com